06 Kasım 2007

TERÖR - ZAFER YAPICI

3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın birinci maddesinde terör aynen şu şekilde tanımlanmıştır:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devleti'nin ve Cumhuriyet'in varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

Değerli okurlarım bugün de;

· Cebir ve şiddet kullanılarak milletimiz üzerinde baskı, korkutma, yıldırma, sindirme ve tehdit yöntemleri uygulanmıyor mu?

· Bu yöntemleri uygulayanlar anayasamızda belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek istemiyorlar mı?

· Cebir ve şiddeti devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma amacıyla gerçekleştirmiyorlar mı?

· Bu şekilde bir örgütlenmeye karşı yerinde önlemlerin alınmaması cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmüyor mu?

· Devlet otoritesini zaafa uğratmıyor mu?

· Devleti yıkmak, ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek hedefindekileri yüreklendirmiyor mu?

· Devletin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı böylece gittikçe bozulmuyor mu?

Terörün amacı siyasidir. Siyasi hedeflere ulaşmak için şiddetin araçlaştırılmasıdır terör. Birinin "terörist" dediğine diğerinin çeşitli kaygılarla "özgürlük savaşçısı" diyebildiği, terör örgütlerinin bazı devletler tarafından stratejik amaçlarla kullanıldığı, küreselleşmenin ve şehirleşmenin terörün araçlarını çoğalttığı ve gizlenmesini kolaylaştırdığı bir çağda, terörle mücadele elbette daha zordur.

Böyle bir çağda terörle mücadele doğru stratejiler gerektirir. Daha kararlı duruş, daha fazla inandırıcılık gerektirir. Daha fazla ciddiyet gerektirir!

Terörle Mücadele Yasası'nda açıkça sayılan yolları izleyerek, bu yasada aktarılan hedefleri gerçekleştirmek isteyen kişiler hiç kuşkusuz teröristtirler. Bunun kadar kesin olan bir başka şey de terör olgusuyla etkin mücadele etmekte zaafı olan siyasal iktidarların ve terörün gizli ya da örtülü destekçisi olmuş her örgütlenmenin terörün yıkıcı etkilerinden sorumlu olduklarıdır!

Başbakan Recep Tayip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Avrupa ülkelerinin PKK'yı terör örgütü olarak kabul etmelerine karşın teröristleri Türkiye'ye iade etmediklerini ifade ederek bu ülkeleri samimi olmamakla eleştirdi. Geçmişten ders almayanların bölgede Türkiye'ye karşın birtakım projeleri hayata geçirme peşinde olduklarını söyleyip "Buna stratejik ortağımız Amerika da dahil" dedi.

Bu açıklama yıllar öncesinde söylenen "Sevr'i getirmek istiyorlar" sözünü doğrulamıyor mu? Şimdi mi farkına vardınız sayın başbakan? Terörü ve teröristi kimin himaye ettiğini, teröre kimin destek verdiğini şimdi mi anladınız?

Peki bu algılayış, eğer samimiyse nasıl bir strateji gerektirir?

Kullanım süresi dolmuş birkaç teröristi paketleyip teslim etmesi için hâlâ "stratejik ortağım" sıfatını layık görebildiğiniz devletin liderine yalvarışı mı? Yoksa terörü önlemek konusunda kararlı bir milli duruşu mu?

"Terörle mücadele ediyormuş gibi yapmayı" ve bunu yandaş medya aracılığıyla halka başarı olarak sunmayı mı yoksa gerçekten kararlı bir biçimde terörle mücadele etmeyi mi?

ABD Başkanı Bush 11 Eylül saldırısının hemen ertesinde teröre destek verdiğini iddia ettiği ülkeleri "Şer Ekseni" içinde değerlendirmemiş miydi? O ülkelere karşı ciddi yaptırımlar uygulamamış mıydı? Özü "önce davranma, saldırıdan önce saldırma" olan Bush Doktrini'ni ilan etmemiş miydi? "Bizimle beraber değilseniz, teröristten yanasınız" diyecek kadar iddialı, kapsamlı ve zorlayıcı bir terörle mücadele söylemi geliştirilmemiş miydi?

Başbakanın Batı'nın PKK terörü karşısındaki duyarsız tavrı konusundaki sözlerinden yola çıkarsak, şimdi AB ve ABD, "Şer Ekseni" ülkeler arasında olmuyorlar mı? Bu gerçeği açık dille ifade etmemiz, bütün dünyaya anlatmamız gerekmiyor mu? Asıl önemlisi terör konusundaki politikasızlığı bir milli politika ile değiştirmemiz gerekmiyor mu?...

Kararlı bir terör karşıtı strateji üretmek ve bu stratejiyi milli güçlere dayanarak yürütmek asla hayalcilik değildir. Hayalcilik, ABD'den icazet alarak terör sorununun çözülebileceğine inanmaktır...

İktidar adına doğru strateji 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın birinci maddesindeki terör tanımını zamanında algılamaktan geçiyordu. Uygulanan terörün neleri hedef aldığını ve ne tahribatlar yapabileceğini Türkiyelilik söylemine bulaşmadan, alt kimlik tartışmasına girişmeden ölçüp biçmekten geçiyordu. "Her şeyi ben bilirim, her şeye ben karar veririm, milli iradeyi sadece ben temsil ediyorum" mantığı ile siyaset yapmayı bırakmaktan geçiyordu. Ana muhalefet CHP'nin terörle ilgili yerinde uyarılarını dikkate almaktan geçiyordu....

Bugün gelinen nokta: bir tarafta yukarıda sayılan tehditler diğer tarafta binlerce şehit ve şehit aileleri...

Bir tarafta ABD'den icazet bekleyen, ama ne için icazet beklediği bile belli olmayan bir iktidar...Sahte zafer manşetleri atmaya hazır bir medya...

Diğer tarafta terörle mücadelenin neyi gerektirdiği konusunda yükselen milli bilinç...

Haber Ekspres, 6 Kasım 2007

Hiç yorum yok: