13 Mayıs 2008

1850'ler...2000'ler...-ZAFER YAPICI

1853-1856 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı (Kırım Harbi) Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biriydi...

Savaş Osmanlı adına görünürde başarıyla neticeleniyordu. Ancak bu sınırlı başarının bedeli topyekün bir çöküş olacaktı.

Çünkü Kırım Harbi'nden itibaren Batı dünyası Osmanlı'nın her eylemine müdahale etme hakkını kendinde görmeye başlıyordu...

Peki neden?

İki neden söyleyebiliriz.

Birincisi bu savaşın maliye üzerindeki yıkıcı etkisini telafi edebilmek için Osmanlı, ilk kez Avrupa'dan borç almıştı.

İngiltere ve Fransa'dan tam 5 milyon İngiliz altını borç. %5 faiz ve %1 amortismanla. 1854'ün Ağustosunda...

Sonrası mı? 1855, 1858, 1860 yıllarında gerçekleşen daha büyük borçlanmalar...
Batı'ya ekonomik bağımlılık, doğal olarak Batı'ya siyasi bağımlılığı getirdi. Batı'ya siyasi bağımlılık ise çöküşü...

İkincisi, savaşta İngiltere, Fransa ve Avusturya, Osmanlı İmparatorluğu'nu Rusya'ya karşı desteklediklerinden, bu desteğin bedeli çok geçmeden bir başka yoldan Osmanlı'ya siyasi olarak da ödetildi.

1856 Paris Konferansı öncesinde, Osmanlı İmparatorluğu'nu Rusya'nın müdahalelerine karşı korumanın bedeli ve Osmanlı İmparatorluğu'nun "Avrupa Devletler Ailesi'ne" katılmasının koşulu olarak bu devletler birtakım şartlar ileri sürdüler.

Avrupa liderlerinin aile fotoğrafında yer almak öyle kolay olmazdı tabii...

Şartlar İstanbul'daki İngiliz ve Fransız elçileri tarafından hazırlandı.
Osmanlı idarecilerine ise sadece bu şartları "Islahat Fermanı" olarak ilan etmek düştü...

* * *
Tüm bunlar olurken, saltanata dâhil herkes lüks içinde bir yaşam sürüyordu. Örneğin Padişah Abdülmecit'in kızı Fatma Sultan 1854'te Ali Galip Paşa ile evlenirken 15 gün düğün yapıldı ve 2 milyon altın harcandı... Avrupa bu düğünü konuştu...

Sonrasında damat Ali Galip Paşa köşeyi döndü...

* * *
1850'ler...2000'ler...

2006 yılı itibariyle Türkiye dünyada en fazla dış borcu olan beşinci ülke oldu...
Yola devam dendi... Yeni rekorlar bizleri bekliyor...

AKP iktidarıyla tırmanışa geçen dış borçlar 500 milyar ABD dolarına dayandı...

Bu süreçte halk yoksullaşırken, iktidar yandaşları zenginleşti.

Halk yoksullaştığı için iktidar yandaşları zenginleşti.

Başbakanın kızı evlendi. Avrupa bu düğünü konuştu... Avrupa düğündeydi...

Sonrasında mı? Damat köşeyi döndü...

* * *
Avrupa, Yeni Osmanlıcılara kollarını açarken, Avrupa Devletler Ailesi'ne Türkiye'nin
katılımı için şartlar öne sürülmeye devam ediliyor...

Birileri kendilerini sömürge valisi olarak görüyor. AB kriterlerine aykırı olarak Türkiye'de başlayan bir yargı sürecine (AKP'yi kapatma davası) doğrudan müdahale ediyor...

Yargı Reformu taslakları hükümet tarafından kamuoyundan gizlenip AB'nin yetkililerine servis ediliyor...

AB, Türkiye'yi dışarıda bırakarak AKP'yi içine alıyor.

* * *
Tanzimat ile başlayan Batı'ya teslimiyete dayanan Batılılaşma süreci, mütareke döneminin Damat Ferit Paşa hükümetiyle "tavan yapmıştı".

Bu rezilliği Mustafa Kemal ortadan kaldırdı. Halktan yana bir düzen kurdu...

Atatürk, Batı'ya rağmen çağdaşlaşmayı gerçekleştirdi. Bağımsızlık olmadan çağdaşlaşmanın bir hayalden ibaret olduğunu bilerek çağdaş bir cumhuriyet yarattı.
Damat Ferit zihniyeti bugün yine "tavan yapıyor".

...Ve tarihsel deneyim gösteriyor ki bugün de çağdaşlaşmanın yegâne yolu Mustafa Kemal'in yolu.

Günümüzün sömürge valileri ve Damat Ferit'leri neden her şeyden çok Mustafa Kemal'in değerlerine ve bu değerleri savunan kurumlara saldırıyorlar sanıyorsunuz?

Hiç yorum yok: