03 Temmuz 2007

KÜRESEL ISINMANIN FARKINDA MISINIZ? 1 - ZAFER YAPICI

Anayasamızın 56. Maddesi şöyledir: "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir..."

Günümüzde çevre sorunları türlü nedenlerde yaşamımızı tehdit edecek boyutlara ulaşıyor. Ve bu sorunları çözebilmek, uluslararası, ulusal ve hatta bireysel yönleri olan çok boyutlu bir mücadeleyi zorunlu kılıyor...

Değerli okurlarım, çağımızda yaşamımızı tehdit edecek potansiyele sahip çevre sorunlarından en önemlilerinden biri de küresel ısınma. Peki küresel ısınma nedir ve nasıl ortaya çıkar?

Küresel ısınma dünya atmosferi ve okyanusların ortalama sıcaklıklarındaki artışı ifade eder. Küresel ısınmaya atmosferde artan sera gazları neden olur.

Atmosferin, ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliği vardır. Atmosferin ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların sıcaklığı dengede kalır. Böylece nehirlerin ve okyanusların donması engellenmiş olur. Bu şekilde oluşan, atmosferin ısıtma ve yalıtma etkisine sera etkisi denir. Ancak atmosferde bulunan başta karbondioksit olmak üzere sera gazlarının miktarlarındaki artışlar bu etkiyi kuvvetlendirip, küresel ısınma olarak tanımlanan soruna yol açmaktadır.

Peki küresel ısınmaya yol açan gazların atmosferdeki oranları neden artmaktadır? Son yıllarda atmosferdeki karbondioksit miktarının artmasının en önemli nedeni hava kirlenmesidir. Metan, ozon ve kloroflorokarbon (CFC) gibi sera gazları da çeşitli insan aktiviteleri ile atmosfere katılmaktadır. Bu gazların tamamının ısı tutma özelliği vardır.



Bir kez daha ifade edersek, karbondioksit ve ısıyı tutan diğer gazların miktarındaki artış, atmosferin ve okyanusların ısısının yükselmesine sebep olmaktadır. Bu da küresel ısınma olarak ifade edilir. Ayrıca, kloroflorokarbon (CFC) gazlarının yoğunluğu karşısında atmosferin koruyucu tabakası ozon delinmektedir.

Küresel ısınmanın belirtileri nelerdir? Karbondioksit oranındaki artış, okyanuslardaki ısınma, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, orman yangınlarındaki artış, buzul tabakalarındaki parçalanma, göllerdeki küçülme, kurak dönemlerdeki artış, ırmakların kuruması, kış sıcaklarındaki artış, ilkbaharın erken gelmesi, sonbaharın gecikmesi, bitkilerin erken çiçek açması, göç dönemlerindeki değişiklikler, kuşların erken yuva yapmaları, kıyı şeritlerinin erozyona uğraması, kar yığınlarındaki azalma, mercanlardaki hayatın tükenmesi, bulut ormanlarının kuruması, hastalıklardaki yayılma, yüksek enlemlerde sıcaklık artışı...



Değerli okurlarım, peki küresel ısınma yurdumuzu nasıl etkiledi? Mevsim normallerinin üzerinde sıcaklar kendini gösterdi. Yağışlar azaldı. Barajların ve göletlerin su seviyeleri düştü. Nehirler kuruma noktasına geldi. Su kıtlığı yurdumuzu; özellikle çiftçilerimizi etkiledi. Tüm ürünler tarlada sulanamaz hale geldi. Su sıkıntısı yüzünden tasarruflu su kulanım programları başlatıldı. Yeraltı su seviyelerinde önemli düşüşler yaşandı. İnsanlarımız aşırı sıcaktan etkilendi, normal yaşamları değişti. İş gücüne bağlı üretim düştü...

Küresel ısınmanın tüm yaşayan varlıkların üzerinde ne kadar olumsuz etki bıraktığı, bırakacağı ortadadır. "Bunlardan korunmamız mümkün mü; ne yapmalıyız?" soruları uluslararası, ulusal, bölgesel ve bireysel düzlemlerde tartışılmalıdır. Herkes bu konuda üzerine düşeni yapmalıdır. Yoksa yaşam hakkımız elimizden alınacak, yaşanacak bir dünya bulamayacağız.

Bu konuda uluslararası alanda günümüze kadar atılan en önemli adım Kyoto Sözleşmesi'dir. 1997 yılının nisan ayında imzalanan "Uluslararası Kyoto İklim Sözleşmesi" 2004'te uluslararası geçerliliğe kavuştu. Kyoto sözleşmesi, sanayi ülkelerini başta karbondioksit olmak üzere dünyanın ısınmasına yol açan gazların emisyonunu sınırlandırmak zorunda bırakıyor. Sözleme başta petrol olmak üzere fosil enerji kaynaklarının kullanımına kısıtlama getirilmesini gerektiriyor.

Ancak Kyoto sözleşmesi ciddi sıkıntılarla karşı karşıya. Bu sıkıntıların büyük kısmı ise "küreselleşme çağının lider ülkesi ABD'den" (!) kaynaklanmakta. Sadece çıkarlarını ve sorunları küreselleştirmeye devam eden, küresel ısınmaya yol açan gazların yaklaşık yüzde 30'unu tek başına atmosfere salan ABD, bu sözleşmeyi imzalamaya yanaşmamakta. Bu nedenle sözleşmenin yeryüzü açısından sağlayacağı yararlar sınırlı kalıyor.

Kyoto İklim Sözleşmesi'ne imza koymayan ülkeler enerjilerini fosil yakıttan temin etme ve sanayilerini bu mantıkla devam ettirme kararlılığındalar. Kurulu düzenlerini bozmamak ve mali sıkıntıya girmemek gibi düşüncelere sahip bu ülkeler, dünyada yaşayan başta insan olmak üzere tüm canlı varlıkların hayatlarını hiçe saymaktalar...

Peki Türkiye'de durum ne? Türkiye Kyoto İklim Sözleşmesi'ni imzalamadı. Doğal çevreyi korumak için hazırlanan, Türkiye'nin de imza attığı "İklim Değişikliği Sözleşmesi"nin ise hiçbir bağlayıcılığı yok. Sözleşme tamamen "tavsiye" niteliğinde. Ancak bu sözleşmenin bir ileri adımı olarak kabul edilen Kyoto Sözleşmesi hükümlerine uyum, imza atan ülkeler açısından zorunlu hale getirildi.

Türkiye'nin karbon salınımında büyük bir paya sahip olmadığı buna karşın atmosfere bıraktığı sera gazı miktarında hızlı bir artış olduğu tespit edilmiştir. Bunun sonucunu da yaşayarak görmekteyiz. Küresel ısınmaya karşı daha ciddi önlemlerin alınması ve iklim değişikliği ile mücadele eden kamu ve sivil toplum kuruluşlarının bilimsel çalışmalara önem ve destek vermeleri gerekiyor. Karbon salınımına karşı yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmenin bir devlet politikası haline gelmesi, ağaçlandırma çalışmalarına girişilmesi ve halkın bilinçlendirilmesi vakit kaybetmeden yapılması gerekenler arasında...

Ancak sorunun temel kaynağı "gelişmiş ülkeler". Gelişmiş ülkelerin dünyayı gelecekte ne duruma getirecekleri şimdiden belli değil mi? Peki dünya insanları bu durum karşısında ne yapıyor? Neden emperyalizme, sömürüye karşı tavır alıp, hesap sormuyoruz? Soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve beslendiğimiz toprak olan yaşam kaynaklarımız yok olmak üzere ...

Bunların sorumluları belli değil mi?...

NOT: Bu konuya yarınki yazımızda devam edeceğiz...

(Haber Ekspres, 3 Temmuz 2007)

Hiç yorum yok: