19 Mart 2009

BÖLÜNMÜŞLÜKLERİ AŞMAK...-ZAFER YAPICI

Bölünmüş toplum (divided society), sosyoloji çalışmalarında sıklıkla kullanılan önemli bir kavramsallaştırmadır.

Sosyoloji bilimi bir toplumu hangi durumlarda "bölünmüş toplum" olarak sınıflandırır?

1. Bir ülkede etnik, dilsel, dinsel, mezhepsel, ideolojik vb. alanlarda farklı toplumsal gruplar arasında derin ayrılıklar varsa.

2. Farklı toplumsal gruplar birbirlerinden yalıtılmış yaşamlar sürdürüyorlarsa. Yani bu grupların birbirleriyle iletişimleri yoksa.

* * *

Değerli okurlarım, bir ülkede gruplar arasında ayrılıklar yaratmada, var olan ayrılıkları derinleştirmede ya da ortadan kaldırmada ülkedeki merkezi örgütlenme olan devlet önemli roller üstlenebilmektedir. Devletin bu etkisi, kuşkusuz devleti yöneten siyasi otoritenin, yani hükümetin kimlik konusundaki yaklaşımına bağlı olarak şekillenir.

Yani siyasal iktidar, politikaları aracılığıyla, toplumdaki bölünmeleri arttırabilir, azaltabilir.

Ya da kimi durumlarda bölünmemiş toplumlarda, bölünmeleri kendi eliyle yaratabilir.

* * *

Türkiye'de AKP iktidarı dönemi, ne yazık ki iktidar olanaklarının ülkeyi bölünmüş bir toplum haline getirmek için kullanıldığı bir dönem olarak sosyoloji literatürüne geçmektedir.

AKP'li-AKP'li olmayan, başörtülü-başı açık, bizim belediyeler-bizim olmayan belediyeler, asker-sivil, batılı-doğulu, bizim medya-yandaş medya gibi ayrımlaşmalar iktidar tarafından üretilmekte, böylelikle toplum, bizzat siyasal iktidar tarafından kimliklendirilmektedir. Ne yazık ki sonuç, kutuplaşmanın çoğalması olmaktadır.

AKP, iktidara gelmesini kimlik politikasına borçludur. Ekonomik çözüm üretme eksikliğini ve yolsuzluk-yandaşlık ağlarının açığa çıkmasının yol açtığı toplumsal uyanışı telafi edebilmek için elindeki tek kartın kimlik politikası olduğunun bilincindedir.

Bu nedenle, kimlik oyununu oynamayı sürdürmektedir.

* * *

Böyle bir siyasal iktidara sahip bir ülkede muhalefetin önemi daha da artmaktadır.

Muhalefet için iki yol vardır. Birincisi iktidarın derinleştirdiği bölünmelere dayanmak...

Bu yol muhalefet için kemikleşmiş bir kitlenin desteğini garantiler. Ancak ülke için tehlikeli sonuçlar doğurur. Çünkü toplumun bölünmüşlük düzeyini büyütür.

İkinci yol ise toplumdaki bölünmüşlükleri aşmak için mücadele etmektir.

* * *

Değerli okurlarım, CHP'nin, ana muhalefet partisi olarak ikinci yolu tercih ettiği açıkça görülmektedir.

AKP, toplumun ötekileştirdiği kesimlerini, kendinden değil diye hizmetten yoksun bırakmakla ve hatta özgürlüklerini kısıtlamakla tehdit ederken, CHP toplumu ayrım gözetmeksizin bir bütün olarak kucaklamaktadır.

Toplumu dürüstlük, emeğe saygı, adalet, demokrasi gibi ortak değerler etrafında birleştirmeye çalışmaktadır.

* * *

CHP'nin söz konusu politikası, AKP'nin televizyon, gazete, kanaat önderleri gibi kimliklendirme araçlarının etkisini aşındırmaya başlamıştır.

AKP yanlısı medyanın artan hırçınlığı ve siyasal iktidarın yoğunlaşan baskıları bu aşınmanın doğal bir sonucudur.

Radikalleşme, siyasal iktidarın güven kaybının ilk işaretidir.

Güven kaybının etkisiyle kimi zaman bir gazeteci, ya da bir çiftçi; hatta kimi zaman bir ilköğretim öğrencisi siyasal iktidarın kaybetme psikolojisinin yarattığı hırçınlığın mağduru haline gelebilmektedir.

Kimi zaman ise uluslararası diplomasi alanı canlı yayınlanan bir "şov programı"na dönüştürülmekte, "iliştirilmiş gazeteciler" aracılığıyla sanal fatihler yaratılmaya çalışılmaktadır.

Milletin sezgi ve zekasıyla açıkça alay edilmektedir.

* * *

Böyle bir süreçte özellikle CHP'li yerel yönetimler toplumsal bütünleşmeyi sağlama konusunda oldukça başarılı bir sınav vermişlerdir. CHP İzmir Kadın Kolları'nın çalışmaları bir diğer başarı öyküsüdür. Düşünebiliyor musunuz, mütevazi imkanlarına rağmen CHP İzmir İl Kadın Kolları ve İlçe Kadın Kolları'nın İzmir'de çalmadığı kapı, derdine çözüm aramadığı kadın neredeyse kalmamıştır. İzmir genelinde, köyler ve varoşlar dahil, her türlü toplumsal bölünmeleri aşan büyük bir kadın bilinçlenmesi oluştuysa, bunda en büyük paylardan biri, Sayın Gülşen Koşanoğlu başkanlığındaki CHP kadın kollarına aittir.

* * *

Değerli okurlarım, uygulamalarına şahit olduğumuz toplumu kategorilere ayırmak yönündeki kimlik politikasına karşı toplumsal tepkimizi gösterebilmek adına yerel seçimler büyük bir fırsat oluşturuyor.

İzmirimiz, Türkiye'nin aydınlık yüzü, sorunları en önce kavrayan ve en net çözümler öneren şehridir.

"Bölünmüş toplum" yaratmak isteyenlerin seçimlerde "baraj altında" bırakılması, sizce İzmir'in, toplumsal bütünleşme yolunda, tüm Türkiye'ye önereceği en net çözüm yolu olmaz mı?

İzmirimiz, "büyük düşünüp" bunu da başarabilir mi?

...Peki ya Türkiyemizin diğer şehirleri?

(Haber Ekspres, 19 Mart 2009)

Hiç yorum yok: